3 Eylül 2008 Çarşamba

Ali Akdamar'ın Sabahattin Şen'in yazmış olduğu yazıya cevabı

Sayın Şen Merhaba

Önce teşekkür etmek istiyorum. İki şey için. Birincisi konuya ilgi duymuş olmanız ve bu kadar uzun yazdığınız için. İkincisi ortaya koyduğunuz fikirler için. Yazınızı dikkatle okudum. pek çok kelimesine katılıyorum. Umuyorum ki bu yazı sanatçıları harekete geçirir ve bir tartışma ortamı yaratılmış olur. Bu güne kadar "muhteşem" bir proje hazırladığımın eleştirisinin ötesinde bir eleştiriyi ilk kez sizden alıyorum.

Yaşamımda temel felsefe olarak koyduğum farkındalık beni bu olumlu eleştirilere karşı uyanık tutuyor. Böylece sizin uyarılarınızın da işaret ettiği gerçekleri görebiliyorum. Tuzaklar ve kuyularla dolu bir yola girdiğimin farkındayım. Ama başka çarem yoktu.

Yıllardır Anadoluyu geziyorum. 11800 yıl önce, neolitik döneme geçmek üzere olan insanların yaratttıkları eserleri Urfa Göbeklitepe'de izlediğimde, Friglerin heykel ve obje tasarımlarındaki mükemmeliği gördüğümde, kilise duvarlarına çizdikleri kavramsal resimlere baktığımda o lanet duyguya kapılıyorum. Mimar sinanın evinde uyumaya çalıştığım geceler boyu kabuslar görüyorum. "Nasıl oluyor da bugün, binlerce yıl geriye bile düşemiyoruz" diye. Biraz abartılı olmakla birlikte bu düşünce beni çok rahatsız ediyor. Gerekçelerini sayfalar dolusu yazdığınız şeyler nedenine kötü duygular yaşıyorum.

Birkaç yıl önce aynı duygularla başkanlığını yaptığım vakıfla, kaybettiğimiz değerlere dikkat çekmek, farkına vardırmak amacıyla bir manifesto yazıp afiş olarak bastırdık. Size bunu ayrıca göndereceğim. Orada da tüm çaba değerlerimizi oluşturan değerlere dikkat çekmekti. Unutmanın yitirmek olduğunu söylüyor ve hatırlamalısınız diyorduk.

Sanatın Anadolu Aydınlanmasının önemli görevlerinden birisi işte bu. Farkındalık yaratmak. Sahip olduğumuz değerlere sanatçı gözüyle bakmayı, anlamayı ve onları yeniden gündelik yaşamımızda yorumlamayı önermek. Bu noktadaki kaygılarınıza katılmamak mümkün değil. Denemek en cesurca hareket olacaktır. Bedelleri herkes tarafından ödenecek bir yol olduğunu düşünüyorum. Yıllar önce bir Alman kalem firmasının önüme koyup neye benzediğini sorduğu kalemin bana çok yakın gelmesine rağmen ne olduğunu bulamama duygusu bu konuda aldığım önemli derslerden birisidir. Kalem Efes antik kentindeki sütunlardan esinlenerek tasarlanmıştı. Son yıllarda bizim sanatçılarımız da bu değerleri ortaya çıkarma çabasıyla birşeyler ürütmekteler. Ancak pekçoğu bilinen sembolleri kullanmanın ötesine geçemiyor. Sadece oradan, sizin bulunduğunuz yerden değil, buradan da bu durum görünüyor. Verdiğiniz örnekteki yaşanmışlığa verilen değerin bizlerce de verildiğini düşünüyorum. Temel sorunun bu olmadığı kanısındayım. Bizim problemimiz onyıllardır kafamızın karışık olması. İstibdat dönemleri, ihtilaller, insan hakları ihlallerinin saldığı korku ve üzerimize sinen antidemokrat ortamın kazandırdığı otokontrol.

Biryerden yeniden başlamalıyız. Size sadece bu işin içine giren insanların pekçoğunun uyanık davranmaya özen gösterdiğini söyleyebilirim. Umarım kaygılarınız -ki aynı zamanda bizim de kaygılarımız- yersizdir.

Lütfen eleştirilerinizden bizi eksik bırakmayınız.

Sevgiler
Ali Akdamar

1 yorum:

Mehmet Şahin Candaş dedi ki...

Merhaba,
Az önce bir dostumun facebook'taki bilgilerinden bu proje ile ilgili bilgi alınca hemen ben de üye oldum.Heyecan duydum.Sabırsızlıkla izleyeceğim.Emek verebilirsem vereceğim.
Kolay gelsin